Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Login | Sign Up 
WİLD WORLD

Deniz’in Son Sözü


Toplumumuzun bir ferdi ve bir vatandaş olarak düşünmek zorundayız... Başlarımızı ellerimiz arasına alarak ciddi ciddi düşünelim ve kendimize şu soruyu soralım... “Türkiye neden kalkınamıyor?”

Bu sorunun cevabı, elli yıllık tarihimizin acı gerçeğidir. Türkiye’nin kalkınamamasına ve geri kalmasına sebep kimlerdir? Yarım asır önce Bağımsızlık Savaşı verdik ve emperyalist ülkeleri dize getirerek bağımsız bir ülke olduk. 1923 yılından sonra Türkiye’yi sömüren, sermayesini dışarıya aktaran bir devlet yoktu. 1923-1939 yılları arasında hiç bir yabancı devlete imtiyaz verilmedi ve üstelik Osmanlı devletinden kalma borçlar ve yabancı şirketlerin imtiyazları kaldırıldı. Tam başarılı olmamasına rağmen, hiç bir yabancı ülkeye imtiyaz verilmeden, tamamen iç kaynak ve imkânlarla yurdun kalkınması için çaba sarf edildi. Fakat 1939 yılından sonra Türkiye, tekrar emperyalist ülkelere avuç açmaya ve 1945’de ise kapılarını açmaya başladı. Ve nihayet 1945 yılından beri Türkiye Amerikan Dolarlarının cirit attığı bir pazar durumuna geldi. Şimdiye kadar olan savunmamızda Amerika’ya verilen imtiyazları, imzalanan ekonomik, askerî, siyasî ve kültürel antlaşmaları inceledik. Gördüğümüz gerçek şudur:

Bu imtiyaz ve antlaşmaları Amerika, silahlarla, atom bombalarıyla kabul ettirmedi. Hepsi belirli kişi ve zümreler tarafından masa başlarında imzalandı. Bu vatan, bunca madenler, Amerikalılara üs olan dağlar ve ulusumuzun onuru, bir avuç satılmış tarafından içki masalarında satıldı.

Bir gün bu satılmışları yargılama günü gelirse, ki gelecektir; suçlu sandalyesine suçun asıl sahibi bu kişiler ve sınıflar oturursa, şunu gözlerimizle görecek, kulaklarımızla işiteceğiz: Paraları ve kârları uğruna o kadar temkinli ve dikkatli, fakat yurt sevgisinden de o kadar yoksundurlar ki, vatanı bir tek viski kadehine dahi sattıkları olmuştur. Gün gelecek bunu göreceğiz.

Çağımızda, yani yirminci yüzyılda sermayenin vatanı yoktur. Sermayedarın vatanı ise parası nerede çok kâr getiriyorsa orasıdır. İşte bu yüzden yurdumuzu Amerika’ya peşkeş çeken bir avuç hainin kârı ve teminatı Amerikan Dolarlarına bağlı olduğu için onların asıl vatanı Amerika’dır. Avrupa’dır. Türkiye bunlar için tüyü yolunacak kuştan başka bir şey değildir. Bunu böyle kabul ettikleri ve bildikleri içindir ki, bir gün gelir bu halk başımıza bela olur, karşımıza çıkar düşüncesi ile sermayesini ve talanını dostu Amerika’yla garantiye almak için askeri ve siyasi antlaşmalar imzalamıştır. İşin esası ve mantığı budur. Silâhlı Kuvvetlerden başlayarak bütün kurumları ve fertleri büyük bir titizlikle Amerikanlaştırmaya çalışıyorlar. Ulusumuzun benliğini kaybetmesi ve uyanmaması için her türlü Amerikan ilacını vermekten geri kalmıyorlar. Fakat bütün bunlara rağmen, gene de bir gün ulusun direneceğini, ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin istedikleri gibi olamayacağını hesaplayarak gerekirse çıkarlarını korumak için son çare olarak Amerikan Ordusunu kullanmak için böyle bir durumda Amerika’nın müdahale edebileceği şekilde antlaşma imzalamışlardır.

Yurdumuz bu duruma nasıl geldi? Bu sınıf ve zümreler yurdumuzda tarih sahnesine nasıl çıktılar? Bu soruların cevabını birkaç cümleyle açıklamak faydalı olacaktır. Osmanlı Devleti zamanında iktidarı elde tutanlar bunlardı. Padişah ve saray bunların emrinde bir kukladan başka bir şey değildi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra iktidardan düştüler - Kurtuluş Savaşı’nın korkusu ile ve 1939 yılına kadarki bağımsızlık politikası yüzünden pusuda beklediler. Atatürk’ün ölümüyle meydanı boş buldular ve faaliyete geçtiler. Amaçları ne yoldan olursa olsun iktidarı ele geçirmekti. 1950 yılına kadar iyice örgütlendiler. Buna rağmen iktidara gelecek güçte değillerdi. Gelseler bile uzun süre ellerinde tutamazlardı. O zaman tek yol kalıyordu. O da, dış devletlerden destek almak... Zaten o zamanın canavarı Amerika, gözünü dört açmış, dünyada sömürü alanı arıyordu. Amerika ülkemize girmeye hazırdı. Bir avuç satılmış ise, Amerika ile ortak olmayı ve Türkiye’yi öylece sömürmeyi en iyi yol görüyorlardı. Fırsatı kaçırmadılar, birleşerek 1950 yılında iktidara geldiler.

21 yıldır yurdumuzun ekonomisini ellerinde tutan ve buna yakın bir süredir iktidarda bulunan bu sınıf ve tabakaların gücü gün geçtikçe artmaktadır. Sayıları fazla olmamasına rağmen güçleri fazladır. Arkalarına aldıkları Amerika ile kendilerini rahat ve garantide hissetmektedirler.

Halkımızı bir sömürü çemberi içine almışlardır. Bildirimizde de açıkladığımız gibi bu hainler sürüsü; patronlar, ağalar, tefeci, bezirgan ve bunların emrindeki bir avuç uşaktır.

Amerika, yurdumuzda bunların varlığı ile ayakta durmaktadır. Bunların varlığına son vermeden Amerika’yı yurttan atmak mümkün değildir. Bunlar var oldukça Amerika da yurdumuzda var olacaktır. Bu yüzden Amerika, Türkiye’deki çıkarlarını teminat altında görmektedir. Bunların satılmışlığı sayesinde Türkiye’de, Amerika o kadar güçlüdür ki, istediği zaman iktidar değiştirir, hoşuna gitmeyen bir kişiyi görevinden atmak an meselesidir. Nitekim bunun örneklerini yaratmak an meselesidir. Nitekim bunun örnekleri yurdumuzda defalarca görülmüştür. Aynı durum Amerika’nın sömürdüğü bütün yoksul ülkeler için söz konusudur. Gazete ve radyolarda her gün okuyor ve dinliyoruz. Amerika, Türkiye gibi yarı sömürge ülkelerde sandalye devirir gibi iktidar devirmektedir.

Aşağıdaki sözler Amerikan tekellerinin ve onların emrindeki Amerikan ordusunun en üst rütbeli bir generalinin sözleridir. Amerika, yoksul ülkelerdeki orduları Amerikalılaştırdığından emindir. Pentagon’dan söylenmiştir ki, Pentagon, tekelleri ve Amerikan çıkarlarını silahla korumak için dünyaya ait planların ve oyunların çevrildiği yerdir. Bu sözler, sömürdüğü ülke ordularının, Amerikan orduları olduğunu iddia edercesine söylenmiş ve bu orduların Amerikan çıkarlarını korumak için görevli olduğunu belirtmek için sarf edilmiştir.

Amerikalı General Edward Szutos şöyle diyor: “İnşa ettiğimiz orduların, uluslar arası düzeyde hiç bir önemi yoktur... Her ülke kendi ordusu tarafından işgal edilmiştir.”

Bu sözler birer subay olan sizleri bizlerden çok düşündürmelidir. Ve mahkeme sonunda vereceğiniz karara karşı aynı Amerikalı general değil, fakat dünyanın ezilen halkları ve Türkiye halkı şu sözleri söylemelidir:

“Ankara’da Sıkıyönetim Yargıçları Var...”

Aksi halde sorumluluğu çok ağır bir kara leke, tarihimize silinmeyecek olan damgasını vuracaktır.

Amerika bu çıkar ve sömürüsünü sürdürmek için her türlü tedbire başvurur. Şayet emrindeki iktidar sömürünün devamını sağlayamıyorsa, ekonomik ve politik krizin eşiğindeyse, onu düşürür halkı kandırmak için yeni bir iktidar getirir. Gelen iktidar ülkeyi kalkındıracağını vaat ederek halkı bir müddet daha soymaya devam eder ve bir müddet sonra da yıpranır, iktidarı başkasına devretmeye mecbur kalır. Bu kandırma ve oyunlarla talan devam eder.

Kısaca; Amerikan emperyalizmi yurdumuzda var oldukça bu talan devam edecektir. Türkiye’nin kalkınması için tek ve zorunlu şart Amerika’nın yurttan atılmasıdır. Hem Amerika, hem kalkınma olmaz. Kalkınma toplumsal bir sorundur. Türkiye’de Amerika var oldukça, toplum kalkınamayacak, fakat büyük zenginler, komisyoncular ve uşaklar olacaktır. Amerika yurdumuzda var oldukça, kalkınma değil, tam tersine açlık ve sefalet var olacaktır.

Türkiye’nin kalkınması ve halkın kurtuluşu Amerikan emperyalizminin yurttan atılmasına bağlıdır. Bağımsızlığımızı kazanmadan kalkınmak mümkün değildir. Mümkündür diyenler ya bilmeden söylüyorlardır veya çıkarları gereği yalan söylüyorlardır.

İşte bunun içindir ki, önümüzdeki sorun Amerikan emperyalizmini kovmak için mücadeledir. Ve bu mücadeleyi başaracak tek kuvvet vardır o da; Amerikan ortağı, patron, ağa, tefeci ve bezirganlar dışında kalan ve ezilen tüm Türkiye Halkıdır.

Emperyalizm bunu çok iyi bildiği için ve başına birçok defalar belâ geldiği için, yoksul ülkelerdeki en ufak bir kıpırdanmadan nem kapar. Bir kuduz köpek ateşten nasıl kaçarsa, Amerika’da bağımsızlık için mücadele edenlerden öyle kaçar. Bunun için de ne pahasına olursa olsun bağımsızlık mücadelelerini daha zayıfken ezmek yok etmek ve esaret tahtını devam ettirmek ister.

Bizler Amerikan emperyalizmine karşı mücadeleyi ilk şart gördüğümüz, bu işin de mutlaka silâhla kazanılacağına inandığımız için silâha sarıldık ve mücadele ediyoruz. Tek amacımız budur, bunun için Nurhak Dağlarında mücadeleye başladık. Yoksa, sayın savcının dediği gibi Anayasa’yı ortadan kaldırmak için değil... Bu arada sırası gelmişken, iddia makamındaki kişiye birkaç sözümüz var:

Sayın Savcı,

1. Amerikan emperyalizmi gayrı millîdir.

2. Ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir.

3. Emperyalizme karşı mücadele suç değildir, silâhlı mücadele ise anayasa’yı ihlâl değildir.

4. Gayri millî olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, anayasaya aykırıdır.

Buna göre iki şey var:

1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalaayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız...

2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz: yolunuz açık olsun.

...
Date: 13 June 2008, Friday
Comments (0) | Add Comment | More




DENİZ GEZMİŞ HAYATI


1965'ten sonra Tun genclik hareketinin en onemli onderlerinden ve Turkiye Halk Kurtulus Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yoneticilerindendi.

24 Subat 1947'de Ankara'nin Ayas ilcesinde dogdu. Ogretmen bir ailenin cocugu olmasi sebebiyle ilk ve ortaogrenimini cesitli kentlerde, liseyi Istanbul'da okudu. 1966'da Istanbul Universitesi Hukuk Fakultesine giren Gezmis, henuz lise Ogrencisiyken sol dusunceyle tanisti ve kendini donemin eylemleri icinde buldu. 1965'te Turkiye Isci Partisi(TIP)'nin Uskudar ilcesine uye oldu. Ilk kez 31 Agustos 1966'da Ankara'dan Istanbul'a yuruyen Corum Belediyesi temizlik iscilerinin Taksim Aniti'na celenk koymalari sirasinda iscileri destekleyen ve Turk-Is yoneticilerini protesto eden gosteri sirasinda gozaltina alindi.

Ardindan 19 Ocak 1967'de Turkiye Milli Talabe Federasyonu (TMTF) binasinin yedd-i emine verilmesi sirasinda cikan olaylarda yakalandi ve bir gun sonra iki arkadasiyla cikarildigi mahkeme tarafindan serbest birakildi. 22 Kasim 1967'de ogrenci orgutlerinin duzenledigi Kibris Mitingi sirasinda Asik Ihsani ile birlikte ABD bayragini yaktiklari gerekcesi ile gozaltina alinip daha sonra serbest birakilan Deniz Gezmis, Hukuk Fakultesi'nde birlikte okudugu arkadaslariyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Orgutunu kurdu.

7 Mart 1968'de IU Fen Fakultesi konferans salonunda duzenlenen AIESEC genel kurul toplantisinda konusma yapan Devlet Bakani Seyfi Ozturk'u protesto ettigi icin tutuklandi. 2 Mayis'a kadar tutuklu kalan Gezmis, 30 Mayis'ta 6.Filo'yu protesto ettigi icin yargilandi ve beraat etti. Ogrenci eylemleri icinde etkinligi giderek artan Deniz Gezmis, 12 Haziran 1968'de Istanbul Universitesi'nin isgal edilmesinde onderlik etti. Isgal Konseyi adina IU Senatosu ile Baltalimani'nda yapilan gorusmelere katilan ogrenci heyetinin icinde yer aldi; ogrenci haklarinin elde edilip isgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. Isgalden kisa bir Suerkan'la birlikte Devrimci Ogrenci Birligi(DO-B)'ni kurdu. 1 Kasim 1968'de TMGT, AUTB, ODTUOB ve DOB'un baslattigi Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yuruyusu'nu duzenledi. Ardindan 28 Kasim 1968'de ABD buyukelcisi Kommer'in gelisi sirasinda Yesilkoy Havaalani'nda duzenlenen protesto gosterileri nedeniyle tutuklandi ve bir sure sonra serbest sure sonra Istanbula gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmis, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayi tutuklandi ve 20 Eylul'de serbest birakildi. TIP icinde yogunlasarak, ayriliklara ve tartismalara yolacan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) gorusunu benimseyen Deniz Gezmis, bu gorusun ozellikle devrimci ogrenciler arasinda yayilmasinda etkili oldu.

Ekim 1968'de eylemlerde birlikte oldugu Cihan Alptekin, Mustafa Ilker Gurkan, Mustafa Lutfi Kiyici, Cevat Ercisli, M.Mehdi Bespinar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve omer Erim birakildi. Istanbul Universitesi'nde sagci guclerin 16 Mart'ta girismis oldugu hareketlere ogrenci kitlesiyle birlikte karsi koyan Gezmis , bu eylemi gerekce gosterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yatti. Ardindan 31 Mayis 1969'da IU Hukuk Fakultesi ogrencilerinin, reform tasarisinin gerceklesmemesini protesto icin giristikleri isgale onderlik etti. Universitenin kapatilip, polise teslim edilmesi nedeniyle cikan catismalarda yaralandi. Hakkinda giyabi tutuklama karari olmasina ragmen hastaneden kacan Gezmis, Haziran'in sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden once 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladigi 1. Devrimci Milliyetci Genclik Kurultayi'na kendisi gibi haklarinda tutuklama karari olan FKF Genel Baskani Yusuf Kupeli ile birlikte bir mucadele programi gonderdi. Eylul'e kadar Filistin'de gerilla kamplarinda kalan Deniz Gezmis, 1 Eylul 1969'da, 10 Haziran'da "universiteyi isgal" ettigi gerekcesiyle Hukuk Fakultesi'nden ihrac edildi.

Hakkinda tutuklama kararinin oldugu bu donemde gazeticilere gizlendigi yerden demecler verdi. 23 Eylul 1969'da Hukuk Fakultesi'nde oldugu sirada haber verilen polislerin de fakulteye gelmesi uzerine teslim olan Gezmis, 25 Kasim'da serbest birakildi. Ancak Yildiz Devlet ve Muhendislik Akademisi'nde Battal Mehetoglu'nun sagcilar tarafindan oldurulmesinden sonra okulda yapilan aramada, ele gecirilen durbunlu bir tufegin Gezmis'e ait oldugu one surulerek hakkinda yeniden tutuklama karari alindi. 20 Aralik 1969'da yakalanan Gezmis, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylul 1970'e kadar tutuklu kaldi. Bundan sonra ogrenci eylemlerinden uzaklasarak, mucadelesini degisik alanlarda surdurmeyi planladi.


Sinan Cemgil ve Huseyin Inan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adina Ankara Is Bankasi Emek Subesi'nin soygununu gerceklestirenler arasinda yeraldi. 4 Mart 1971'de dort ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kacirilmasi eyleminde de bulunan Gezmis, erlerin serbest birakilmasindan sonra Sivas'in Sarkisla ilcesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandi. 16 Temmuz 1971'de baslayan THKO-1 Davasi'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettigi gerekcesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasina carptirildi.

 

Ses belgeleri ve mahkeme savunmasından bölümler

...Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. Bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık."
"...Öteden beri arz etmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler..."
"...Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum."[1]
...
Date: 12 June 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

HASTA LA SİEMPRE ERNESTO CHE GUEVARA

CHE


Ernesto Che Guevara 14 Haziran çarsamba günü Arjantin'in önemli şehirlerinden Rosario'da doğdu. Che henüz iki yaşında iken ilk astım krizine yakalandı.Sierra Maestra'da Batista ordularına karşı savaşırken Che'ye zorlu dakikalar yaşatan bu hastalık,Bolivya ormanlarında Barrientos'un askerleri tarafından vuruluncaya kadar yakasını bırakmadı.

Yüksek mühendis olan babası Ernesto Guevara Lynch, Irlanda asıllı bir aileden, annesi Clia dela Sena ise Irlandalı-Ispanyol karışımı bir aileden geliyordu.Che üç yaşında iken ailesi Buenos Aires'e yerleşti. Daha sonraları astım krizlerinden dolayı Che'nin durumu dahada kötüleşti. Doktorlar tedavisinin çok güç olduğunu, mutlaka iklim değiştirmesi gerektiğini söylediler. Böylece Guevara ailesi yeniden göç etti.Cordoba'ya yerleştiler.

Guevara ailesi tipik bir burjuva ailesi idi. Politik eğilimleri itibariyla da sola açık liberal olarak tanınırlardı. Ispanya iç savaşında açıkça cumhuriyetçileri desteklemişlerdi. Zamanla maddi durumları bozuldu. Che, eğitim bakanlığına bağlı Dean Funes lisesine başladı. Okulda Ingilizce eğitim yapılırken, annesinden de fransızca öğreniyordu. Daha ondört yaşındayken Freud'un kitaplarını okumaya başlayan Che, fransızca şiirlere bayılırdı. Baudelaire'e karşı büyük bir tutkusu vardı. Onaltı yaşında ise Neruda'ya hayran olmuştu.

Guevara ailesi,1944 yılında Buenos Aieres'e göçtü. Durumları iyiden iyiye bozulmuştu. Che, biryandan öğrenimine devam ederken bir yandan da çalışıyordu.Tıp fakültesine yazıldı. Fakültedeki ilkyillarında Arjantin'in kuzey ve batı bölgelerini baştan başa dolaşmış, buralardaki orman köylerinde cüzzam ve tropikal hastalıklar üzerinde çalışmalar yapmıştı.

Son sınıfta iken Che, arkadaşı Alberto Granadas ile bütün Latin Amerika'yı içine alan bir motosiklet turuna çıktı. Bu tur ona, Latin Amerika'nın sömürülen köylülerini yakından tanıma fırsatı verdi. Che, 1953 yılının Mart ayında üniversiteyi bitirmiş doktor olmuştu. Venezuella'daki cüzzam kolonisinde çalışmak üzere anlaşmıştı. Buraya gitmek için çıktığı yolculuğu sırasında Peru'ya da uğradı. Orada yerliler hakkında daha önce yayınlanmış bir incelemesi yüzünden tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Hapisten çıktıktan sonra Ekvator'da bir kaç gün kaldı. Burada Ricardo Rojo adında bir avukatla tanışması hayatının dönüm noktası oldu. Che, Venezulla'ya gitmekten vazgeçip, Ricardo Rojo ile birlikte Guetamala'ya gitti. Devrimci Arbenz Hükümeti sağcı bir darbe ile devrilince Arjantin büyük elçiliğine sığındı. Ilk fırsatta ihtilalcilerin safına katıldı. Faaliyetlerinden dolayı elçilik binasından çıkartıldı. Guetamala'da kalması tehlikeli bir durum alınca Meksika'ya gitti. Ernesto, Guatemala'da bir çok Kübalı sürgün ve Fidel castro'nun kardeşi Raul ile karşılaşmıştı. Meksika'ya geçtiğinde ise Fidel castro ve arkadaşları ile tanışarak Küba devrimcileri safında yer aldı. Daha sonra Granma gemisiyle Küba'ya hareket etti ve savaşın sonuna kadar en ön safhada yer aldı.

Devrim sonrasında Binbaşı Ernesto Che Guevara Havana'nın la Cabana Kalesi'nin komutanlığına getirildi.1959 yılında Küba vatandaşı ilan edildi . Bir süre sonra silah arkadaşı Aleida March ile evlendi. 7 Ekim 1959'da Milli Tarım Reformu Enstitüsü başkanlığına atandı. 26 Kasım'da da Küba Milli Bankası başkanlığına getirildi. Böylece Che ülkenin mali işlerini yüklenmiş oluyordu. 23 Şubat 1961'de Küba Devrim Hükümeti bir sanayi bakanlığı kurarak Che'yi bunun başına getirdi. Ancak Playa Giran çatışması sırasında, tekrar kale komutanlığı görevine getirildi.

Daha sonra az gelişmiş ülkelere çesitli seyahatlar yapan Che, sömürülen halkları ve emperyalistleri daha yakından tanıma fırsatı buldu. Bu durum Che'nin savaşcı yanının tekrar canlanmasına yol açtı. Artık başka Latin Amerika ülkelerine gidip halkları örgütlemesi gerektiği kararını vermişti.1965 Eylül'ünde bilinmeyen ülkelere doğru yola çıktı. 3 Ekim 1965'de Fidel castro, Che'nin ünlü veda mektubunu Küba Halkı'na okudu.

...Ve ölüm Che'yi Bolivya'da Higueras yakınlarında yakaladı. Barrientos'un askerleri O'nu 7 Ekim 1967 gecesi Hieguras yakınlarında kıstırdılar. Bacağından ağir bir yara aldı ve Hieguras'da bir okula hapsedildi. Kimsenin karşısında eğilmedi.

Ve 9 Ekim günü Barrientos'un kiralık katillerinden Mario Turan'ın dokuz kurşunuyla can verdi.

...
Date: 12 June 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

33 kurşun katliamı


Peki neydi 33 Kurşun olayı?
30 Temmuz 1943 günü akşamüstü, Van’ın Özalp ilçesinde 33 Kürt köylüsü, gözaltında tutuldukları sınır karakolundan alındılar ve içlerinden 32’si kırsal bölgede kurşuna dizilerek öldürüldü. Katliamdan kurtulan tek kişi, bir taşın arkasına gizlenmiş ve cinayetleri başından sonuna kadar izlemişti.
Aslında köylüler olaydan birkaç gün önce gözaltına alınmışlardır ve suçları sınırı izinsiz geçerek hayvan ticareti yapmaktır. Daha sonradan TBMM Soruşturma Komisyonu’nun saptadığına göre aslında kaçakçılıktan hisse alan bir devlet çetesi başından beri vardır. “Anlaşıldığına göre” deniliyor raporda, “İranlı çapulculara misilleme yapmak için sorumluluğu olmayan çeteler kurmak fikri şu üç kişinin kafasından çıkmış bulunmaktadır: Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, Özalp Jandarma Kumandanı Yüzbaşı Vasfi Bayraktar ve Hudut Tabur Kumandanı Binbaşı Şükrü Tüter. Bu üç resmi memur söz ve fiil birliği halinde çeteyi kullanmakta ve İran hudutları içerisine sokarak hayvan talan ettirmektedirler.”
Bu talan operasyonlarından birinde askerler İran sınırından içeri girip Mehmedi Mısto isimli aşiret reisinin hayvanlarını gaspettiklerinde, Mısto, önce güzellikle hayvanlarını geri ister. Aldığı yanıt: “Gelir karını da alırız” olur. Bu kez harekete geçen Mısto, sınırdan içeri girer ve hayvanlarını geri alır. Böylece aslında o gün katliam kararı alınmıştır bile. Önce olay, “Rus askerleri sınırı geçti” diye sağa sola abartılarak bildirilir. Sonra operasyon başlar ve Mısto ile birlikte 40 köylü gözaltına alınır. Ancak Özalp Sulh Mahkemesi sanıkları suçlu bulmaz ve serbest bırakır. Ancak iş bu kadarla kalmaz, artık olaya 3. Ordu Müfettişi Mustafa Muğlalı da karışmıştır. Muğlalı, 24 Temmuz günü Van’a ulaşır ve daha orada generallerle yaptıkları toplantıda bu köylülerin yeniden gözaltına alınıp öldürülmeleri kararı alınır. 25 Temmuz’da biri kadın, biri 11 yaşında çocuk, biri kıtasından izinli gelmiş muvazzaf çavuş ve biri de hava değişimli er olmak üzere 33 kişi yakalanıp Özalp polis karakoluna konulur.
Bu arada, İçişleri Bakanlığı müfettişi Avni Doğan, bu kadar açık bir cinayet kararından biraz rahatsız olur ve Muğlalı ile görüşmek ister. Ancak general, bu talepleri reddeder. Daha doğrusu yine komisyon raporuna göre, Muğlalı, ‘’Memleketin çıkarı için babamı bile asarım, Avni Doğan bu işe karışmasın, onu kırbaçlarım’’ gibi bir yanıt verir.
Özalp’te yanındakileri dairede bırakıp tutukluları görmeye giden Avni Doğan’dan gözaltındaki köylüler yardım istediklerinde, Şükrü Tüter, “Efendim, bunlar casusturlar, ordunun konuşunu düşmana bildiriyorlar, Harp Divanına verileceklerdir’’ diye müdahale eder. Bu cevap karşısında müfettiş işin büyüdüğünü anlar ve geri çekilir.
Artık karar kesindir. Ertesi gün, Muğlalı Özalp’tan ayrılır ve geride bir yazılı emir bırakır. Emir aynen şöyledir:
“Van Mıntıka Komutanlığına
1. Özalp mıntıkasındaki teftişlerimde Özalp hudut mıntıkasını çok iyi tanıyan ve sık sık memleketimiz içlerinde çapulculuk yapan aşiretler hakkında çok iyi bilgi sahibi oldukları anlaşılan ilişik listede isimleri yazılı kişilerin çeşitli gruplar halinde, subay ve erlerin beraberliğinde hudut mıntıkasına götürülerek kendilerinden esaslı bilgi alınmasını ve İran hududunun gizli ve çapulcuların görünmeden gelmesine elverişli yol ve patikaların öğrenilmesini çok faydalı buluyorum. 2. Bu adamların her ne kadar görevi yerine getireceklerine söz vermelerine rağmen sözlerinden dönmeleri ve fırsat bulurlarsa kaçmaları her an olanaklı bulunduğundan müfrezelerin çok uyanık bulunmaları gereğinin müfreze komutanlığına bildirilmesini, şayet bu hale cüret edenler ve erlerin silahlarını almak amacıyla üzerlerine saldıranlar bulunduğu taktirde derhal silah kullanılmasının hiçbir zaman unutulmamasını önemle rica ederim.”
Bu, kesin bir öldürme emridir. Gerçekten de 33 Kürt köylüsü karakoldan alınıp Çilli Gediği denilen bölgeye getirildiklerinde karar uygulanır ve biri dışında tümü kurşuna dizilir. Daha sonra da kaçarken vuruldukları yolunda tutanak düzenlenir.
Orgeneral Mustafa Muğlalı ise Genelkurmay Başkanlığı’na raporunu şöyle yazmaktadır:
“Özalp mıntıkasındaki teftişimde, Özalp mıntıkasını çok iyi tanıyan ve İran topraklarında akrabaları olup sık sık memleketimiz içinde çapulculuk yapan aşiretler hakkında çok iyi bilgi sahibi oldukları anlaşılan kişilerin çeşitli gruplar halinde hudut mıntıkasına götürülerek esaslı bilgi alınması ve İran hududunun gizli ve çapulcuların görünmeden hududumuza girmelerine elverişli yolların öğrenilmesini ve bu mıntıkada öteden beri meydana gelen çapulculuk olaylarının önlenmesi bakımından çok faydalı buldum. Emir üzerine subay komutasında çeşitli gruplar halinde hudut mıntıkasına sevkedilen 32 kişi Çilli Gediği mıntıkasına götürülmekteyken hududumuz dışında gruplar üzerine ani olarak açılan ateşle beraber bir kısmı korunmalarına memur edilen süvarilerin hayvanlarını almaya ve diğer bir kısmı da hududu geçerek kaçmaya teşebbüs etmişlerse de derhal silah kullanmak zorunda olan muhafızlarla, hududun dışından açılan ateş arasında kalan ve kısmen hududun dışına çıkmayı başaran kişilerin çarpışma sonucunda firarlarına meydan verilmeden tamamen imha edildiklerinin tahmin edildiği; çarpışma gruplarının birine komuta eden subayın elinden yaralandığını ve grupların görevlerini çok iyi bir surette yaptıklarını Van Mıntıka Komutanlığı’nın bilgilerine atfen arz ederim.”
Oysa, TBMM Komisyonunun raporunda olay şöyle özetlenir: “30 Temmuz 1943 Cuma günü sabahleyin nezarette bulunan 30 sivil ve iki asker dışarı çıkarılmış elleri arkalarına ve kişiler birbirlerine iplerle bağlanmak suretiyle adı geçen iki teğmenin komutasındaki takımın önüne; katılarak Çilli Gediği yönünde sevkedilmişlerdir. Bu sırada zaten öldürüleceklerini bilen elleri bağlanan mağdurların yalvarıp yakarmaları, feryadı figanları çok yürekler acısı bir sahnedir. Kafile Çilli Gediğine geldiğinde ikiye ayrılmış, işaret mangasının havaya ateş etmesi üzerine, iki teğmen emirlerindeki mangalara ateş emrini vermişler erler piyade tüfekleri ve hafif makinalı tüfeklerle 32 masum vatandaşı yaylım ateşi altına alarak katletmişlerdir. Bundan sonra yine Şükrü Tüter’in evvelce verdiği sözlü emir gereğince mağdurların üzerleri aranıp para ve saatleri gaspedilip kişilere dağıtılmıştır.”
Daha sonradan; o süreçte ordunun oligarşi içindeki yeri ve konumunun, bugünkü düzeyinden oldukça uzakta olmasının da etkisiyle, biraz da Demokrat Parti’nin popülist politikaları sonucu başlatılan yargılamalarda, 1950’lerin başında Muğlalı idam cezasına çarptırıldı ve bu ceza 20 yıl hapse çevrildi. 1951 yılında cezası infaz edilirken kalp krizi geçiren general Muğlalı cezaevinde öldü. Böylece sömürgeciliğin tarihindeki en kanlı olaylardan birinin üstü de kapanmış oldu.

M. Muğlalı Oligarşinin Defolu Demokrasi Oyununun ve
Kürtlere Bakışının Özetidir

Katliamcı generalin isminin katliam yaptığı yerdeki askeri kışlaya verilmesi nasıl yorumlanabilir?
Aslında Ermeni tehcirinin ve katliamının baş aktörleri ve Hitler’in feyz aldığını söylediği, yüzbinlerce Anadolu gencinin sömürgeci savaşlarda yokolup gitmesine imza atmış İttihatçı Talat Paşa’ların, Enver ve Cemal Paşa’ların isimlerini caddelere, sokaklara verenlerin, M. Muğlalı’nın ismini kışlaya vermesi çok da garip bir durum değil.
Ancak, M. Muğlalı yine de daha özel bir yerde duruyor. Sözkonusu olan herhangi bir generale ilişkin herhangi bir iddia değildir. TC mahkemeleri tarafından katliamcı olduğu kabul edilmiş ve ceza verilmek zorunda kalınmış bir cani sözkonusudur. Böyle bir caninin ismi askeri kışlaya verilmesi, üstelikte katliamı gerçekleştirdiği yerdeki bir kışlaya verilmesi çok açık ve net bir mesaj içermektedir.(1) Bu bir meydan okumadır; TC ordusu, bu durum karşısında sessiz kalan, en ufak bir menmuniyetsizlik belirtisi göstermeyen siyasetçiler, gazeteciler vb. kısacası tüm oligarşi cephesi açık biçimde canileri, katliamcıları bağırlarına bastıklarını, katliamcıları ve katliamcılarda cisimleşen politika tarzını asla dışlamadıklarını, tersine kendi öz parçaları, öz siyaset tarzları olduğunu apaçık ilan ediyorlar.(2) Kendi yasalarınca mahkum edilmiş katliamcı canilere bu denli açıktan sahipleniş ilk kez gerçekleşmektedir.(3) Çok açık, çok simgesel ve oldukça siyasal bir mesaj var orta yerde. Kürtlere ve demokratikleşiyoruz diyen alıklara açık biçimde M. Muğlalı ve 33 kurşun yanı başınızda deniyor. Hiç kimse atılan kof ve defolu demokratikleşme oyununda fazla heveslenmesin, sevinmesin, herkes durması gereken yeri bilsin deniyor. “Sınır çizgileri” sadece Van’ın Özalp’inde değil, tüm coğrafyamızda M. Muğlalı ile net biçimde çiziliyor. Kürtler ve demokratik haklar karşısında hangi kökten gelindiği ve neye bağlı olunduğu, Avrupa Birliği yoluyla demokrasi bekleyen zavallı burjuva liberallere, reformist liberal solculara ve daha da ötesi toplumun tümüne açık biçimde gösteriliyor. Generaller kimin izinde yürüdüklerini açıkça ortaya koyuyorlar. Onlar katliamcı cani M. Muğlalı ile gurur duyuyor. TC ordusu katliamcılarına “şan ve şeref” veriyor. Elbette bu yakışıyor onlara. M. Muğlalı’dan 12 Mart ve 12 Eylül paşalarına, onlardan Veli Küçük’lere akan bir katliam geleneği, M. Muğlalı Kışlası ile kendisini hiç sakınmasız ortaya koyuyor. Bir yanda AB paketleri, diğer yanda kendi yasalarına, mahkeme kararlarına karşın yüceltilen M. Muğlalı; isteyene havuç (üstelik gerçek havuçda değil, plastik süs havuç), razı olmayana sopa (hemde en caniyene, en keyfi türden sopa)... TC oligarşisinin Kürt ulusal sorununa ve burjuva demokratikleşmesine bakışının özeti budur. Niyetler ve yapılanlar en yalın ve en anlaşılır biçimde ortaya konmaktadır.
Devrimci sosyalistler bu gerçekliği açık biçimde görüyor. Faşizmin 1980’ler sonrasında gizli ve açık görünümlerinin içiçe birbirine eklemlenerek uygulanmaya çalışılmasının, diğer adlandırmayla düşük yoğunluklu demokrasi ve çatışma konsepti içinde yeniden biçimlendirilişinin günümüzde vardığı son simgesel noktadır M. Muğlalı kışlası.. Kendini değişen koşullara uygun olarak yenileyen faşizmin ortaya saçtığı fotograf kareleridir yaşadıklarımız. Bir yanda en ufak hak arama gösterisine en barbarca saldırılar ve işkenceler, Kürtlerin hiçbir demokratik taleplerinin kabul edilmemesi, tüm katliamcıların ellerini kollarını sallayarak dolaşması, bir dönemin canilerinin temize çıkarılması, M. Muğlalıların, Veli Küçüklerin “onur”landırılması var... Diğer yanda ise AB paketleri, sahte demokratikleşme söylemleri ve bunların demokratikleşme olarak gösterilmeye çalışılması...


Adalet ve Özgürlük Devrimle Gelecek
M. Muğlalı sopasını sallayanların ABD desteğiyle ve AB paketleriyle demokrasi getireceğini sananlar Irak’ta Ebu Garib’de yaşananlara iyi bakmalıdırlar. Irak’ta da M. Muğlalı’nın İngiliz ve ABD’li fotokopileri işbaşında... Ya da Afganistan’a bakın; orada ABD’lisi, AB’lisi tümü birden her gün vahşet tabloları yaratıyorlar.
Sömürge ve yeni-sömürgeler dünyasında yaşıyoruz. Bizim gibi coğrafyalarda M. Muğlalıların sopası, yada demokratikleşme safsatalarının ömrü asla uzun olamaz. M. Muğlalı canisinin kendisi ne kadar Kürtlerin haklı taleplerini engelleyebildi ki, onun katliamcı adından ne umar bekliyorlar?
Çok açık ve kesin biçimde diyebiliriz; Kürtler kendi ulusal demokratik talepleri temelinde ve devrimci sosyalist güçleriyle yeniden gündemleşeceklerdir. Ulusal demokratik kurtuluş ve sosyalizm talebinin yeniden büyük atılımlarla yükseleceği kesindir. Kürtlerin sahip olduğu büyük devrimci potansiyel ne M. Muğlalıların sopası ile ne de umutlarını AB’ye bağlamış Demokratik Cumhuriyet hayalleri içinde boğulamayacaktır. Hiç kuşkusuz M. Muğlalı sopası sadece Kürtlere değil, bu coğrafyanın haklarını arayan tüm emekçi insanlarına sallanmaktadır. Edirne’de “İş istiyoruz” diye bağıran iki gence “al sana iş” diyerek sopalarla saldıran polislerin akibetini hiç düşündünüz mü? Elbette ceza almalarını beklemiyorsunuz, muhtemelen terfi alacaklar. Çünkü M. Muğlalı ruhu sistemin bekçilerinin tümünde en diri yanı oluşturur.
Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Boşnakların, Gürcülerin, Lazların, Arnavutların, Çerkezlerin, Rumların, Yahudilerin, Romanların, Ermenilerin, Süryanilerin; coğrafyamızın tüm emekçi insanlarının talepleri çok açık; insanca bir yaşam için gerekli ekonomik koşullar, tüm ulusların tam hak eşitliği temelinde kardeşçe yaşayabilmelerinin koşullarının yaratılması, tüm demokratik hak ve özgürlüklerin eksiksiz varolması, emperyalist güçlerle tüm bağımlılık ilişkilerinin sona erdirilmesi, başta ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalistlerin ve siyonistlerin bölgemizden defolup gitmesi, tüm hortumcuların, tekelcilerin cezalandırılması, halka zulüm uygulayan tüm unsurların tasfiyesi...
Bu talepler haklı ve meşrudur. Bu talepler insanca yaşam, eşitlik, özgürlük, dayanışma ve adalet talepleridir. Bu talepler karşılığını ancak devrimle bulabilir. Bu talepler kesintisiz olarak sosyalizme ilerleyen Demokratik Halk Devrimi talepleridir.
M. Muğlalı sopasını sallayanlar bu talepleri hiçbir düzeyde sağlayamazlar. Bu taleplerin temsilcisi Devrimci Sosyalizmdir. Emekçi halklarımız devrimci sosyalizm bayrağı altında devrim için devrimci savaşla M. Muğlalı’nın tüm silik kopyalarından hesap soracaktır. Adalet, özgürlük ve insanca yaşam idealleri devrim ve devrimci savaşla er ya da geç ama mutlaka zafere ulaşacaktır.




DİPNOTLAR
(1) M. Muğlalı öylesine değerli ki, ismi kışlaya verilmekle kalınmıyor. Harp Akademileri binasının bahçesinde kaç tane generalin büstü dikilmiş bilinmez.. Herhalde tümünün değil. Fakat gidin M. Muğlalı’nın birkaç yıl önce dikilmiş büstü var. Bu zatın tek özelliği ise tescilli katliamcı olması, yoksul Kürt köylülerini katletmesi..
(2) Şehit düşmüş devrimcilere ilişkin yazılan anma yazılarına suç fiilini övmekten alelacele dava açan savcıların M. Muğlalı gibi bir caninin ismini kışlaya veren G. Kurmay hakkında ne yaptığını elbette ki sormaya gerek yok; HİÇBİR ŞEY. Çünkü onlarda mekanizmanın bir parçası...
(3) M. Muğlalı canisinin TC ordusu tarafından yeniden sahiplenilişi süreci aslında daha gerilere uzanıyor. Kürt ulusal hareketinin yükselişe geçtiği 1980’li yılların sonlarına doğru 1987’de Genelkurmay başkanlığı M. Muğlalı’nın itibarını iade ediyor ve 1988’de mezarını Edirnekapı’daki şehitlikten Ankara’daki Devlet Kabristanı’na naklediyor. 1997’de ise M. Muğlalı’nın büstü Harp Akademilerine dikiliyor. Katilamcı cani M. Muğlalı’nın PKK’nin yükseliş döneminde yeniden hatırlanması ve itibarlı adam olması anlamlıdır. M. Muğlalı’ya niçin itibarı iade edilir? Elbette ki yeni M. Muğlalı’lar yaratmak, yeni katliamcı adaylarına önünüz açık demek için... Nihayetinde M. Muğlalı’nın yolundan yürüyen yeni katliamcı geldi; Susurluk lağımları patladı...




...
Date: 12 June 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı


(ALES), 2007-İlkbahar dönemi başvuruları 26 Şubat'ta başlayacak.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM)Başkanlığından yapılan duyuruya göre, 2007-İlkbahar dönemi ALES başvuruları 26 Şubat Pazartesi günü başlayacak, 5 Mart Pazartesi günü sona erecek.

ALES'e, bir lisans programından mezun olabilecek durumda bulunanlar, lisans programını bitirenler ile denklik belgesi almış olmak kaydıyla yurt dışında lisans eğitimi görmüş olanlar başvurabilecek. Yabancı uyruklu öğrenciler de sınava katılabilecek.

ALES'e başvurmak isteyen adaylar, 2 YTL karşılığında 2007-ALES İlkbahar Dönemi Kılavuzu'nu ve Başvurma Belgesi'ni üniversitelerden alacaklar. Adaylar ayrıca 40 YTL sınav ücreti yatıracak. Adaylar, kurallara uygun olarak doldurdukları başvurma belgesini, banka dekontu ile birlikte yine üniversitelere teslim edecekler. Başvuru belgeleri teslim edilirken, 2 YTL olan başvuru hizmeti ücreti de adaylar tarafından ödenecek.

ALES'e başvuracak adaylardan bir lisans programından mezun olabilecek durumda bulunanlar kendi üniversitelerinden, mezun adaylar ise istedikleri üniversiteden başvurma evrakını alacaklar ve doldurdukları başvurma belgelerini, mezun olmayan adaylar kendi üniversitelerine, mezun adaylar ise istedikleri üniversiteye onaylatarak teslim edecekler. Açıköğretim programları öğrencileri bu onayı bağlı bulundukları bürolara da yaptırabilecekler.

Sınav, 22 Nisan Pazar günü üniversite rektörlüklerinin bulunduğu Adana, Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Isparta, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kars, Kayseri, Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Muğla, Niğde, Sakarya, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Van, Zonguldak ve Lefkoşa'da yapılacak.

Lisansüstü için en az 55, doktora için en az 70 puan gerek

Bütün yükseköğretim kurumları, lisansüstü programlarına öğrenci seçme ve yerleştirme işlemlerinde ALES sonuçlarını kullanacak. Adayların ALES'ten başvurdukları lisansüstü programın puan türünde en az 55 (lisans diplomasıyla doktora veya sanatta yeterlik programına başvuracaklar için 70) puan almaları gerekiyor.

Bütün yükseköğretim kurumları lisansüstü eğitim için öğrenci seçerken, ALES sonuçlarını ilgili mevzuat dahilinde kullanacak. Lisansüstü programlara hangi puan türünde ve en az kaç puan almış adayların kabul edileceği ile ayrıca bir sınav yapılıp yapılmayacağı yükseköğretim kurumları tarafından karara bağlanacak ve sonuç kurumlar tarafından adaylara duyurulacak.

Üniversitelerin öğretim görevlisi, okutman, araştırma görevlisi, uzman, çevirici ve eğitim öğretim planlamacısı kadrolarına açıktan veya öğretim elemanı dışındaki kadrolardan naklen atamalarda ÖSYM tarafından yapılacak ALES'e girmek zorunlu olacak. Bu sınavda, alanındaki puan türünde 100 üzerinden en az 70 puan alan adaylar başarılı sayılacak.

Başarılı olan adaylar, 657 Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesindeki şartları taşımaları, Yükseköğretim Mevzuatı ve Yükseköğretim Kurulu kararları açısından engel hallerinin bulunmaması kaydıyla usul ve esasları Devlet Üniversiteleri ve yüksek teknoloji enstitüleri senatoları, vakıf yükseköğretim kurumlarının yetkili organlarınca belirlenecek giriş sınavlarına başvurabilecekler.

Doktora veya sanatta yeterlik derecesine sahip olanlar, bu sınavdan muaf tutulmak suretiyle yükseköğretim kurumlarınca yapılacak giriş sınavlarına başvurabilecekler.

Tıpta uzmanlık eğitimine hak kazananların araştırma görevlisi kadrosuna atanmalarında, bu sınav ile yükseköğretim kurumlarınca yapılacak giriş sınavlarına katılma şartı aranmayacak....
Date: 12 June 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

GÜZEL ATASÖZLERİ

GÜZEL SÖZLER


Çin Atasözü
Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür...

Kişi Bilinmiyor
Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer... Nehir asla durmaz...

Edward de Bono
Yarının yerine, bugünden daha iyi olacağı ümidiyle yetinmek hemen bugün yarın uyandığımızda kendimizi önceki günden biraz daha iyi hissetmemizi sağlayacak bir şeyler yapabiliriz.

Voltaire
Uzun bir tartışma her iki tarafında haksız olduğunun delilidir.

Epictetus
Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bu günden başlamıyorsun?

Miguel de Cervantes
Kalem aklın dilidir.

Jean Paul Sartre
İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.

Jean Baptiste Racine
Başa kakılan bir iyilik daima hakaret yerini tutar.

Goethe
Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.

Napoleon Bonaparte
Ayrılık, küçük ihtirasları unutturur, büyükleri kuvvetlendirir.

Don Herold
Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin.

Friedrich von Schiller
Sevgi birliğe, bencillik yalnızlığa götürür.

Daniel Defoe
İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar.

Oscar Wilde
Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir.

Goethe
Aşk, imkansız birçok şeyi mümkün kılar.

Tolstoy
Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir.

Honore de Balzac
Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür.

George Jean Nuthar
Hiç kimse yumrukları sıkılıyken net düşünemez.

Aristoteles
Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür.

Leonardo da Vinci
Insan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar.

Moliere
En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır.

Ö M A
Hayatta en anlamlı kelime "BİZ", en anlamsız kelime ise "BEN" dir...

Emile Chartien
Hiçbir şey bir fikirden daha tehlikeli değildir. Eğer o fikir sahip olduğunuz tek fikirse.

Moliere
Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.

Anonim
Size ne yapacağınızı söyleyebilirler ama ne düşüneceğinizi asla.

Denis Diderot
Azla mutluluk çokla didişmekten iyidir.

J.J. Ronsein
İnsan düşünmek, inanmak daha da önemlisi sevmek için dünyaya gelmiştir.

Eskhylos
İyi yaşamak değil, yaşamayı iyi bitirmek. İşte gerçek mutluluk budur.

Montaigne
Elin yaptığı herhangi bir şeyi bir başka el yıkabilir.

Charles Buxton
Çok kere en kuvvetli tenkit ses çıkartmamaktır.

William Shakespeare
Korkaklar ecelleri gelmeden birkaç kere ölürler. Cesurlar ölümü bir kere tadarlar.

La Fontaine
Hiçbir
zafere çiçekli yollardan gidilmez.

Aristophanes
Ne yaparsan yap. Yengeç yengeçtir. Doğru yürümez...

Marcus Porcius Cato
Aptallar akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler.

Campbell
Alışkanlıklar bırakılmazsa zamanla ihtiyaç halini alırlar.

Benjamin Franklin
Bir bugün iki yarına bedeldir...

La Fontaine
Ölü bir imparator olmaktansa yaşayan bir dilenci olmak daha iyidir.

Mary Shelley
Acaip şeyler, acaip düşüncelerden doğar...

Eflatun Plato
Konuşma insanın aklını kullanma sanatıdır.

Moliere
İnsan, güldüğü kadar insandır...

Konfüçyüs
Gölgesiz mutluluk olmaz, bak güneşte bile leke var.

Fatih Sultan Mehmet
Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.

Moliere
Beni isterseniz dövün, ama bırakın istediğim kadar güleyim.

Victor Hugo
Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az öncedir.

Bechstein
Dostu olmayan insan en yoksul insandır.

Andre Gide
Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.

Epictetus
Sahip olmadığı şeylere üzülmeyen, sahip olduklarına sevinen insan, akıllı bir insandır.

Albert Einstein
Düşlemek bilmekten daha önemlidir.

William Shakespeare
İyi yada kötü bir şey yoktur. Biz düşüncemiz ile iyi ve kötüyü yaratırız.

Abraham Harold Maslow
Elinde çekiç olan kişi herşeyi çivi olarak görür.

James B. Conont
Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor.

Anatole France
İnsan dünyada ancak dünyaya boş verdiği zaman mutlu olur.

Ö M A
Ona sevdiğinizi söylemek ya da hissettirmek için yarını beklemeyin. Yarın olduğunda o ya da siz artık olmayabilirsiniz...

Afrika Atasözü
Gözlerin rengi, biçimi ne kadar farklı olursa olsun gözyaşlarının rengi aynıdır.

Oscar Wilde
Ne kadar çok kişi benimle ayni fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm.

Albert Camus
Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır.

Andre Tardieu
Herkes dünyanın düzene girmesini ister. Fakat çabayı komşusundan bekler.

Jean Jacques Rousseau
Zor iş, zamanında yapmamız gereken fakat yapmadığımız kolay işlerin birikmesiyle meydana gelir.

Benjamin Franklin
Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir.

Bertrand Russell
Kişinin duyguları bildikleriyle ters orantılıdır. Ne kadar az bilirsen, o kadar çok kızarsın.

Cucong
Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür.

Demosthenes
En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle istediği şeyin gerçek olduğuna inanır.

Erich Fromm
Düşünmek günah işlemeye benzer, insan onun zevkini bir kez tattı mı artık ondan bir daha vazgeçemez.

Etienne Gilson
Çocuğuna küçük şeylerden zevk almasını öğreten ona büyük bir servet bırakmış olur.

Guy Hunter
Önemli olan, söylenenin ne olduğu ya da nasıl söylendiği değil, nasıl anlaşıldığıdır.

Benjamin Franklin
Küçük harcamaları gözden kaçırmayın. Bazen küçük bir delik koca bir gemiyi batırır.

Honore de Balzac
İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç bahsetmeyin.

Descartes
Rastgele bir doğruya ulaşmaktansa, yöntemli bir çabayla yanlışa ulaşmayı yeğlerim.

Frost
Ormanda iki ayrı patika vardı ve ben en az ayak izi olanını seçtim. İşte farklılık budur.

Publis Syrevs
Herkes başka birinin beceremediği bir konuda ustadır.

Voltaire
Çalışmak bizi şu üç şeyden kurtarır: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar, Yoksulluk.

E. Raux
Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan da zevk almazlar.

Montesquieu
Bazen susmak, söylenen bir sürü sözden çok daha fazlasını ifade eder.

Honore de Balzac
Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.

Axel Munthe
Başarının dört şartı; bilmek, istemek, cesaret etmek ve susmaktır.

Eflatun Plato
Saygı olan yerde korku olur ama, korku olan yerde her zaman saygı olmaz.

Cicero
En haksız barışı, en adil savaşa tercih ederim.

Friedrich Holderlin
Hiçbir şey insan kadar yükselemez ve onun kadar da alçalamaz.

Dale Carnegie
Konuşma, bir bayanın etekliği gibi; ilgiyi sürdürecek kadar kısa, konuyu kapsayacak kadar uzun olmalıdır.

Eflatun Plato
Cesaret, tehlike anında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.

Albert Einstein
Fantazi bilgiden daha önemlidir.

İspanyol Atasözü
Yarın hayatının en dolu günüdür.

Ö M A
Mutluluk ikiz olarak doğar. Onu tatmanın tek bir çaresi vardır o da paylaşmak.

Jean Genet
Eğer dünya hakkında birazcık birşey anlamak istiyorsak hınçtan ve nefretden arınmamız gerekir.

Necip Fazıl Kısakürek
Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.

Amie Suche
Yazı yazmayi öğrenmek, herşeyden önce düşünmeyi öğrenmektir.

Phyllis Bottome
Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya zorlukları değistirirsiniz ya da zorlukları çözmek için kendinizi.

Doris Lessing
İsterseniz yanlıs düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düsünün.

Honore de Balzac
Bugünkü kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerinde takılıp kaldığı bir örümcek ağı gibidir.

Konfüçyüs
Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın.

Descartes Akıllı olmak da bir şey degil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.

Oscar Wilde
Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmak ister.

Napoleon Bonaparte
İnsanlar rakamlara benzer, durumlarına göre değer kazanırlar.

Samuel Smiles
Kitaplardan elde edilen tecrübe, ekseriya kıymetli olmakla beraber, sadece bir öğrenmedir; asıl hayattan edinilen tecrübeler ki hikmet mahiyetini taşır.

Sofokles
Bizi yaşamın ağır yükünden ve ıstırabından kurtaran tek sözcük sevgidir.

Wolfgang Amadeus Mozart
Ne üstün zeka, ne hayal gücü ne de her ikisi beraber, bir dahi yapmaya yeter. Sevgi, sevgi, sevgi... İşte bu dehanın ta kendisidir.

Newton
Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracakları yerde, duvar ördükleri için yalnız kalırlar.

Sokrates
İyimser bir insan ayakkabıları çalınınca “ayaklarım var ya” diyebilen insandır.

Goethe
Mal kaybeden, birşey kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden herşeyini kaybetmistir.

Cenab Şahabettin
Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım. Çünkü inerken gene aynı insanlara rastlayacağız...   




 




                      UN4GİVEN_UMOUTH

...
Date: 12 June 2008, Thursday
Comments (0) | Add Comment | More

YUKARIYI GÖSTERİYOR TANRIYI DEĞİL

















 
Yukarıyı gösteriyor Tanrı'yı değil

hayallerinden kayan bir yıldız parlamasın yüzünde-
ağladığında - vicdanımı kesip atarım yoksa
-kendimi kesip atarım
-düşlerimi.


düşlerine kaldığı yerden devam etmek isteyen var mı?
varoş mahallelerin günbatımında çocuk çığlıklarıyla büyüyen tekir
biliyorum varoş mahallerin kedileri bile sevilmeye aç!
beni gecekondularla hayata hazırlayan babam
terketmenin kitabını yazmıştır,
bundan dilim varmaz hiç bir serüvene
-sevgilime yoldaşıma
hangi yüzle ben!

sevgiyle uzayan bir çicek söyleyebilirmisin bana
kırgınlıklarla uzuyor halbuki
içimizdeki en güzel çocuk
söyleyebilirmisin!
güzel kardeşim
güzel çocuk umut
göbek adındır hasret senin

hiçbir kadının yüreği kaldırmaz
koparılıp atılmış mutsuz biten bir aşk
yirmi yılına mal olmuşsa
terkedilmiş bir kalb
sevdayı koparıp atar

hiç kimsem yok-gölgesi düştü gençliğime
hüzünle dimdik duran annemin

hayallerinden bir yıldız daha kayar.
kum saatine martıları doldurmuş,
balıkçı teknelerine bakıyorum
kar yağacak bu akşam-İstanbul'a
yukarı'yı gösteriyor Arkadaş Z. Özger
tanrı'yı değil
kapkararmış göğü

kızkulesi alır gözlerini
bir aşkı
bir kavgayı
bitmiş bir aşkla
bitmiş bir kavgayla başlatmak için
'göğü koklama* asla!

yukarıyı gösteriyor
tanrıyı değil
kapkararmış göğün ucundan
dökülüyor-kar taneleri
boğazın sularındaki asi martı
üç nokta koy sorularıma
btmeyen sorularıma
üç
nokta
koy
sorularıma
üç nokta koy
...

terki dünyaya ölümü sorarken-sınarken
beni savunan hayat
soluğumu aklamayacak hiç bir yasa
renklerinde kalbimi aldatan doğa
alıyorum gözlerimi senden
annemi çıkar
-kardeşlerimi
ve sevgilimi
çıkar!
bomboş kalan bir hayal için
beni savunan yaşam
prangalarımda ağırlaşan bu yorgunluk
hüzne kürek sallayan umut
bir tek günü bile
kaldırmaz!



kar taneleri
göğün en saf yerinden doğup
dünyanın kirliliğine düşüyorlar
Adem babamız- haşa
biz de
öylemiyiz?
düşüyoruz her soluğumuzda
şu kirlenmiş insanlığa!
düşünce kirleniyoruz!

yukarıyı gösteriyor
tanrıyı değil
-evsizlere aşıksızlara
yoldaşsıza
kucak açmalı Terki dünya


üç saniyede bir
kara tohum daha filizlenmeden kara kıta da
uzak doğuda
ölüm denilen sırra ersin
bu can.

Ömer Faruk Akbıyık




*
arkadaş z. özger'in bir dizesi
 

Ömer Faruk Akbıyık

 
...
Date: 12 June 2008, Thursday
Comments (1) | Add Comment | More



Sponsor


Latest Entries

Deniz’in Son Sözü
DENİZ GEZMİŞ HAYATI
HASTA LA SİEMPRE ERNESTO CHE GUEVARA
33 kurşun katliamı
Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı

Latest Comments

 unforgivenumouth: ŞAİR: ÖMER FARUK AKBIYIK...